Kokaine O.B. yüzünden başladım!

12 03 2009

Mayıs’ta ilk duruşmaya çıkacak Deniz Seki’nin evinde ele geçirilen günlük ve burada yazılı olan anıları magazin dünyasının başını çok ağrıtacak. Uyuşturucu satmak suçundan tutuklanan Deniz Seki’nin uyuşturucu kullanmasıyla ilgili ifadeleri ortalığı karıştıracak cinsten… Takvim’in haberine göre; ünlü şarkıcı Deniz Seki gözaltına alındıktan sonra evinde yapılan aramada bir “günlük” ele geçirildi. Deniz, bu günlüğe kimlerle, ne zaman ve nerede uyuşturucu kullandığını not etti… Bunun üzerine savcı; daha önce hakimin serbest bıraktığı ünlü şarkıcının tutuklanmasını talep etti. Ve Deniz Seki tutuklandı.

 

 

 

KEDİ OPERASYONUSeki, her ne kadar “Sadece içiciyim” diye kendisini savunmaya çalışsa da savcı aynı görüşte değil. Soruşturmayı sürdüren savcı, Deniz Seki’nin günlüğünden yola çıkarak,operasyonu genişletme kararında. “Kedi” adı verilen operasyon kapsamında günlükte adı geçen ünlü şarkıcılar ve mankenlerin “uyuşturucu sorgulaması” için gözaltına alınacağı öne sürülüyor.

 

 

 

 

 

ÜZÜNTÜDEN BAŞLAMIŞİddiaya göre Deniz Seki, uyuşturucu kullanmaya nasıl başladığını ve kimlerle birlikte kokain içtiğini şu cümlelerle anlatıyor: 
 
 
Kokaine O.B.’den ayrıldıktan sonra başladım. Depresyona girmiştim ve sürekli kilo alıyordum. Hem üzüntümü unutmak hem de kilo vermek için kokain kullanıyordum. Uyuşturucuyu 8 yıldır M.Ç.’den temin ediyordum. Bir süre önce bırakmaya çalıştım. Bu sırada asistanım Özge Tarhan intihar etti. Çok üzülmüştüm, ondan sonrada bir türlü kurtulamadım.

 

 

 

TAPU ÇETESİYLE YATIYORBakırköy Kadın Kapalı Ceza ve Tevkif Evi’nde bulunan Deniz Seki, 26 kişilik koğuşta uyuşturucudan yatan tek kadın. Deniz’in koğuş arkadaşları arasında kimsesiz yaşlıları öldürdükten sonra gayrimenkul ve banka hesaplarına el koyan çeteye mensup kadınlar, zimmetçi bankacılar ve karşılıksız çekten hapis cezası alanlar bulunuyor.
 

 

 

 

 

ÜNLÜLER GÜNLÜKTEUyuşturucu satmak ve kullananlara yer temin etmekle” suçlanan Seki’nin günlüğüne not düştüğü anıları bununla bitmiyor. Deniz Seki, günlüğünde kokain kullandığı magazin dünyasının ünlülerinden Y.T., İ.T.,D.A. ve çok yakın arkadaşı olarak tanınan N.Ü.’den de bahsediyor. Ayrıca kokain alemi yaptıkları mekanlardan ve birlikte uyuşturucu kullandığı kişilerden de ayrıntılarıyla söz ediyor.

 

 

 

 

HÜSNÜ’YLE AŞK HATAYMIŞDeniz Seki, cezaevine girdikten sonra koğuş arkadaşlarının ilk sorduğu Hüsnü Şenlendirici oldu. Deniz, evli ve çocuklu bir erkekle birlikteliğinin yanlış olduğunu söyleyen mahkumlara, “Bir arkadaş ortamında tanıştık. Aynı gece aramızda yakınlaşma oldu. Şimdi çok pişmanım” diyor.
 





Kurtlar Vadisi yayından kalktı!

5 12 2008

Polat daha İskender’i yakalamadı. Muro’nun akıbeti belli olmadı. Memati, Abdulhey hesaplaşmadı. Vadi hayranları şokta Show TV aldığı ani bir kararla diziyi yayınına ara verdi… Peki şimdi ne olacak? Show Tv’nin içinde bulunduğu ekonomik sebeplerden ötürü Pana Film‘in yapımcılıklarını yaptığı Kurtlar Vadisi ve Eşref Saati dizileri yayını askıya alındı… Ocak ayında Pana Film ile Show Tv tekrar masaya oturacak…

Dizilerin kaldırılmasının ekonomik nedenlerden olduğu söylenirken, Show TV’nin Pana filme uzun zamandır ödeme yapmadığı da ortaya çıktı. Taraflar konu ile ilgili net bir açıklama yapmaktan kaçınırken, kararın alınmasında Pana Film‘in geciken ödemelerinin yattığı gelen bilgiler arasında. Benzer olaylar ekonomik krizin yeni başladığı dönemde de yaşanmış, Show TV bölüm başına 750 bin YTL’yi bulan ödemeden indirim yapılmasını istemişti.





Tarihin en büyük 10 komplo teorisi

22 11 2008

Dünya tarihine damgasını vurmuş olaylar ve ardındaki sır perdesi… Her ne kadar bu olaylarla ilgili açıklamalar yapılsa da fısıltı gazeteleri tarafından kulaktan kulağa yayılan komplo teorileri de göz ardı edilecek cinsten değil…

AIDS VİRÜSÜ
 
AIDS virüsü, 1974 yılında genetik mühendisler tarafından yaratıldı. Afrika’da başarılı bir deneyde katil vir virüsle yaratıldığına inanılan AIDS’in CIA ve KGB tarafından dünyanın nüfusunu azaltmak için yapıldığına inanılıyor.

TSUNAMİ
 
Müslüman dünyasında popüler bir teori olarak başgösteren bir inanış Tsunami’nin Hintliler tarafından nükleer deneyle, Asya’nın Müslüman ağırlıklı nüfusunun yok edilmek istendiği de kuvvetli bir inanış.

ELVIS PRESLEY ÖLMEDİ
 
1977 yılında hayatını kaybeden Elvis Presley’in birçok hayranı onun ölümünün uydurma bir haberden ibaret olduğuna inanıyor. Presley’in hayranları, O’nun gerçek ölümünün 1990′lı yılların ortasında olduğuna inancını taşıyor.

DIANA’YI MI6 ÖLDÜRDÜ
 
Şüphesiz Prenses Diana’nın ölümü de, komplo teorilerinin vazgeçilmezlerinden. Lady Di’nin, Dodi El Fayet’le ilişkisinin İngiltere‘deki kraliyet ailesine tehdit oluşturduğu savından yola çıkan sevenleri onun İngiliz gizli servisi MI6 tarafından öldürüldüğüne inanıyor.

SAHTE PAUL McCARTNEY
 
Yaygın bir şehir efsanesi Paul McCartney’in 1966 yılında bir trafik kazasında öldüğünü söylüyor. İddialara göre, Beatles’ın sekteye uğramaması için de bu ölüm gizlendi ve yerine bir başkası kullanıldı.

KÜRESEL ISINMA YALAN MI?
 
Bazı iklim bilimcileri, küresel ısınmanın komplo olduğuna ve yüksek vergiler getirebilmek için dünya nüfusunu yumuşatmak için çıkartılmış olduğuna inanıyor.
SALDIRI YAPILACAĞI BİLİNİYOR MUYDU?
 
Komplo teorisyenleri dünyayı büyük bir savaşa sürükleyen Pearl Harbour baskınının ABD Başkanı Roosevelt tarafından daha önceden bilinmesine karşın saklandığını düşünüyor. ABD’nin savaşa girmesine karşı olan Avrupalıların, ABD’ye ihtiyaç duyması için de saldırının bilinmesine rağmen önlem alınmadığına inanıyor.

İSA EVLENDİ Mİ?
 
Dan Brown’un Da Vinci Şifresi eserinden sonra ortaya çıkan bir görüşe göre, İsa, Mary Magdalena ile evlendi ve bir çocuk sahibi oldu. Fransa‘ya göç ettiği düşülülen İsa’nın Sion manastırında yaşadığına inanılıyor.

9/11
 
11 Eylül 2001 yılında tüm dünyada dengeleri değiştiren İkiz Kuleler saldırısının ABD’nin sorumluluğu olduğuna inananların sayısı oldukça fazla. ABD hükümetinin saldırıdan daha önce haberdar olduğunu düşünen komplo teorisyenleri, Ortadoğu’da savaşların başlatılabilmesi için hiçbir önlem alınmadığına inanıyor. Birçok tanığın, uçakların İkiz Kuleler’e çarpmadan önce patlama sesleri duyduğunu söylemeleri, bu teoriyi birçok kişi için doğrular nitelikte.
WILSON, SOVYET AJANI!
 
İngiltere Başbakanı Harold Wilson’un Sovyetler Birliği ajanı olduğu söylentisi de komplo teorisyenlerinin vazgeçilmezlerinden. İngiliz ordusunun kendisine karşı bir darbe yapmak istediği ve Sterlin’in O’nun döneminde devalüasyona uğraması KGB ajanlığının bir göstergesi olduğunu düşünenler için bir veri.





Gülşen’e sahne de polis baskını şoku!

22 11 2008

İzmit’te yeni açılan bir gece kulübünde dün gece ilk kez sahneye çıkan pop sanaçısı Gülşen, henüz iki parçasını seslendirdikten sonra içeriye giren polis ekiplerini görüncü şok oldu. İçerde kimlik kontrolünün de yapıldığı gece kulübünde işletmecinin Kocaeli Valiliği’nden  saat 04.00′e kadar izin alındığını bildirmesine rağmen polis “Bizdeki izniniz 02.00′ye kadar” diyerek proramı sona erdirdi.
İzmit’te bir süre önce açılan ve Demet Akalın’ın da geçtiğimiz hafta sahne aldığı Clup Sapphıre’da gece Gülşen sahne aldı. Saat 02.00 sıralarında sahne alan Gülşen hemen programa başladı. Henüz ikinci parçasını söylerken içeriye  bir anda polis ekipleri girdi. Resmi ve sivil ekipler ışıkları yaktırıp müziği de susturduktan sonra kimlik kontrolü yaptı. Gece kulübünün belgelerini de inceleyen ekipler, “Sizin izniniz saat 02.00′ye kadar” diyerek programın da hemen bitirilmesini istedi.

İşletmeci Burhan Aydemir ise, kulübün saat 04.00′e kadar açık kalabilmesi için Kocaeli Valiliği’nden izinleri olduğunu, geçtiğimiz hafta da aynı izinle programa devam ettiklerini söyleyip belgeyi de göstermesine rağmen, polis yetkilileri “Bizdeki izniniz 02.00′ye kadar” diyerek programın devam etmesine izin vermedi. Kulüpteki izin tartışmaları uzun süre devam etti. Bu gelişmeler karşısında şok olan Gülşen, “Bu benden kaynaklanan bir olay değil. İşletmeden kaynaklanan bir olay” diyerek hayranlarından özür diledi.





Pamela’dan Obama’ya şok mektup!

21 11 2008

Ünlü oyuncu Pamela Anderson seçimde Barack Obama’yı desteklemişti. ABD’nin yeni başkanı seçilen Obama’ya Pamela Anderson şok bir mektup yazdı.
 
Anderson mektubunda çocuklara cinsel tacizde bulunanların hadım edilmesini istedi. Anderson ayrıca esrar içiminin de serbest bırakılmasını yeni başkandan talep etti.
 Anderson’un Obama’dan diğer talepleri:
    * Irak ve Afganistan’daki askerlerimizi geri çekin. Daha fazla ölmelerine izin vermeyin. Gazilere daha çok yardım edin.
    * Hayvanların denek olarak kullanılmasını yasaklayın
    * Sağlık sistemini reforme edin.
    * Vejeteryan bir hayatı seçin. Bu durum dünyadaki açlıkla mücadele etmenize yardımcı olacak
    * Guantanamo’yu kapatın
    * Kaçak göçmen sorununu durdurmak istiyorsanız. Bu insanların ABD’de daha rahat yaşamalarına ve çalışmalarına kolaylık sağlayın.





“Ayrılanları hep sonradan öğreniyorum”

5 10 2008

Avrupa Yakası’nın altı sezondur hem yazarı hem de oyuncusu olan Gülse Birsel anlattı… Sabah Gazetesi’nin haberine göre, doktorların ‘Yazıcı sendromu’ dediği sinir ezilmesi, boynundan parmak uçlarına kadar uzanınca, neredeyse yazamaz olmuş. Biraz kas gevşetici, biraz dinlenme derken toparlanmış. Boyunluk çıkartıldı, makyaj yapıldı, sıkıntılar ve ağrılar unutulur gibi oldu, sette herkesle şakalaşılıp, espriler yapıldı…
 
AVRUPA YAKASINDAN KARELER!
 
Geçmiş olsun, neler oldu? Nedir bu boyunluğun sebebi?
 
Geçen hafta sonu birden boynumdan koluma doğru bir ağrı başladı. Elim acıyor filan… Doktorlar ”Sinir ezilmesi,” dediler. ‘Yazıcı sendromu’ymuş adı… Çok yazmaktan olurmuş. Birkaç gün ara vereceğim yazmaya… Gidip gelenler, sıkıntılar da gerdi herhalde…

“Gidene gitme demem,” diyorsunuz bir açıklamanızda ama Avrupa Yakası’ndaki gelgit’ler senaryoyu da yazdığınız için en çok sizi yoruyor olmalı… “Volkan askerden döndü, İfot Bursa‘ya gitti, Kubilay yurtdışına kaçtı,” gibi bahanelerle durumu kurtarmaya çalışmak kolay olmamalı… Hiç “Keşke şu dizide sırf oyuncu olsaydım, başım bu kadar ağrımazdı,” dediğiniz oluyor mu?

Kesinlikle. Çünkü bir kere haftada üç gün çalışacaksınız, tek sorumluluğunuz, kendi oyununuz… İyi oynadım, çıkar gider parti yaparım, kötü oynadım, “Haftaya daha iyisini yaparım,” derim. Senarist olunca her şeyden siz sorumlu oluyorsunuz. Çünkü çok şahane bir bölüm çıktığında tepkiler “Ah ah, ne komik oynamış, Ayşe’ye gül gül öldük,” oluyor, biraz düşük bir bölüm olduğunda ise “Senaryo kötüydü.” Senaryo az alkış alan, çok yerilen bir şey.
 
Kapris yapma şansım yok
 
Dizide sadece oyuncusu olsaydınız, “Hadi ben bu sezon olmayayım,” diyebilme özgürlüğünüz de olurdu, ama şimdi kıpırdayamıyorsunuz herhalde diğerleri gibi…
 
Tabii tabii… Mesela yıllardır duyarım, bazı oyuncular, “Beni çok yazdın, yordun, malzememi tüketiyorum,” der, bazıları da “Beni çok az yazıyorsun, bu karakter çok ihmal ediliyor.” Bu tür şikâyetlerle gelmeye bir oyuncunun hakkı var, en azından Avrupa Yakası’nda… Ama senarist olarak benim şikâyet hakkım yok. Her zaman problem çözücü olmak, işin sağlıklı şekilde devamını sağlamak zorundayım. Ekip mutlu çalışırken, bir yandan da işin kalitesi ve reytingini düşünmem lazım. Sadece oyuncu olsaydım belki kapris yapabilirdim.
Bu yıl giden-gelen rekoru yaşandı galiba… Altı yıldır en çok bu sezonun ilk bölümlerini yazarken zorlanmış olmalısınız…
 
Kadrodaki gel-git’ler en çok beni yoruyor, en çok beni üzüyor. Aslında hiç işime gelmiyor kadrodan birilerinin ayrılması, dengemi bozuyor. Ama şöyle bir durum var: Yapımcıyla senaristi karıştırıyorlar. Galiba diğer komedi yazarları, yapım ortağı da olduğu için, Birol Güven, Yılmaz Erdoğan gibi, beni de karar verici zannediyorlar. Halbuki benim yetkim yok. Oyuncunun gelecek sezonun şartlarının konuşulduğu toplantısında ben orada bile olmuyorum. Mesela bütün yaz hikâye yedekledim. Sacit karakteri için 12 tane hikâye yazmıştım. Ağustosun üçüncü haftası Tolga’nın ayrılacağını öğrendim, hatta ekşisözlük’te daha önce yazmış meğer… O ana kadar yapımcıyla konuşulmuş, bitmiş her şey. Bana her şey bitince haber veriliyor. O hikâyeler çöp oldu.
 
Ayrılanları hep sonradan öğreniyorum
 
Ama dışarıdan hep sizin de karar verici olduğunuz, “Gülse nasılsa ikna eder,” gibi düşünülüyor…
 
Hayır, öyle bir şey olmuyor. Ben 24 Ağustos’ta Tolga’nın gideceğini öğrendim. Senaryo hikâyeleri değişti… Son halini yazdıktan sonra 1 Eylül’de Zeynep karakterindeki Bihter’in de gideceğini öğrendim. Tek yapabileceğim, Bihter’i arayıp, “Bihter seni yazdım, artık değiştirmeyelim, gel oyna, seni öyle gönderelim,” demek oldu. Bihter de başka bir işte başladığı halde gelip oynadı.

Hümeyra ve Tolga Çevik de belki böyle tatlı tatlı, birer veda bölümüyle ayrılsalardı, akıllarda daha az soru işareti kalmaz mıydı?
 
Olabilirdi. Tolga’ya rica ettim. “Birkaç bölüm oyna, sonra Sacit’i bir hikâyeyle, kumar borcundan şanıyla şerefiyle yollayayım,” dedim. Ama istemedi. Bunlar hep benim çok sonradan öğrendiğim haberler oluyor. Yapımcı değilim, keşke yapımcı yetkilerim olsaydı. Ata giderken de benim sonradan haberim oldu.
 
AVRUPA YAKASINDAN KARELER!
 
“Karar verici Sinan Çetin’dir,” diyorsunuz anlaşılan…
 
Sadece Sinan Çetin değil, Atilla Aslan var, uygulayıcı yapımcımız, bütçeyi oluşturan, oyuncularla şartları konuşan… Bir yönetmenimiz var, onun da söz hakkı var. Tabii altıncı sezona girdik artık, illa ayrılıklar olacak. Zaten ilk kopuşun sebebi iki başrol oyuncusu arasındaki bir tartışma, Ata’nın gitmesi ve ondan sonra ”Bu iş batar,” diye başka oyuncuların da ayrılması… O zaman da kimseyi tutamadım. Ama bitirip bitirmemeyi çok düşündüm o dönemde…
 
Kimse için “o yoksa, ben de yokum,” diyemem

İki yıl önce dizi neredeyse bitiyor zannettik…
 
Evet, evet “Mutlaka bitireceğiz,” diyorduk. Sonra “Hadi bir yedi bölüm daha yapalım, 100. bölümde bırakalım,” dedik… Baktık eskisinden daha iyi, devam ettik.

Bazı unutulan isimler bu dizide parladı, birçoğu da bu dizide tanındı… Ama siz “En çok Hümeyra’nın ayrılışına üzüldüm,” dediniz… Niye?
 
Birincisi senaryoda çok önemlibir yeri olan bir oyuncuyu kaybettiğim için… İkincisi Hümeyra’yı çok sevdiğim için… Ama dediğim gibi ben yapımcı değilim, yazarım.
 
AVRUPA YAKASINDAN KARELER!
 
“O yoksa, ben de yokum,” der misiniz bunca yılın hatırına?
 
“O yoksa, ben de yokum”u hiç kimse için yapamam. Yüzlerce kişi ekmek yiyor bu işten. Bu riski nasıl alabilirim? Plato’nun bir sürü işinden sadece biri Avrupa Yakası… “Tamam o zaman yapmayalım,” derlerse ne olacak? Ki Plato Film bu işten çok fazla para kazanmadığını da söylüyor.
 
Yalan söylüyorlar bence… İki buçuk saat sürüyor her bölüm…
 
Bu sene bu kadar uzun olmayacak ama. Oyuncu kadromuz da diğer dizilere göre kalabalık ve pahalı. Plato, Avrupa Yakası’ndan çok memnun, ama yarın “Ben yapmayacağım, bu işi bitirelim,” desem, şirket yıkılmaz. Fakat ben dahil, bu işi seven, devam ettirmekten, başarısından, getirilerinden, bir arada olmaktan mutlu olan bir sürü insan çok şey kaybeder. Onun için “O oyuncu yoksa ben bu işi bitiriyorum,” deme riskini alamam. En fazla huysuzluk yapıyorum, ama daha fazla bir yetkim yok.
Senaryoyu bahane edip ayrılanlar oldu
 
İster miydiniz böyle bir yetkiyi?
 
Bunun için benim yapım şirketim, benim param olması lazım. Hiçbir zaman yapım şirketi kurmayı düşünmüyorum. Yazarken “Bunun bütçesi ne olacak?” diye düşünmemeli insan. Rahat çalışmalı. Plato, o konuda da çok anlayışlı. Bazen bir bölüm için gayet maliyetli dekorlar yaptırıyorum, hiç ağızlarını açmıyorlar. Ama tabii bütçe, oyuncu ücretleri benim çok dışımda. Ben de onlarla kendi ücretim, çalışma şartlarım için toplantı yapıyorum. Onun için bir oyuncunun kalmasında, gitmesinde, ücretinde ve çekilen restlerde, karşılıklı kırgınlıklar oluyorsa bunda, bir etkim olmuyor. Senaryodaki konumunu beğenmeyip, ayrılma sebeplerinden biri olarak ifade eden oyuncular oldu geçmişte, o ayrı.





Plajda tangasıyla yakalandı

5 10 2008

Halk plajında tangası ve erkek arkadaşıyla görüntülenen ünlü modacı çok kızdı. Muğla’nın Bodrum İlçesi’nde yaşayan ünlü modacı Cemil İpekçi, Kumbahçe Halk Plajı’nda tangasıyla ve yanında erkek arkadaşıyla güneşlenirken gazetecilere yakalandı.
 
Fotoğrafının çekilmesine kızan İpekçi, “Siz kim oluyorsunuz da fotoğraflarımı çekiyorsunuz? Buna hakkınız yok” diyerek tepki gösterdi. Rahatsız olan İpekçi sinirli bir şekilde plajdan ayrıldı.
 
9 günlük tatilde tatilcilerin akınına uğrayan Kumbahçe Halk Plajı’nda çekim yapan gazeteciler, erkek arkadaşlarıyla güneşlenen modacı Cemil İpekçi’yle tesadüfen karşılaşıp fotoğraflarını çekti. Fotoğraflarının çekildiğini farkeden İpekçi çılgına dönerek, 150 metre mesafeden el kol işaretleriyle yanına çağırdığı gazetecilere bağırmaya başladı.
 
Tanga giydiği ve şık takılar taktığı görülen İpekçi, şunları söyledi: “Ekim ayında ilk kez tatile geldim. Ancak karşımda görmek istemediğim insanlar var. Kamuya açık alanda diye çekim yapabilirsiniz. Ancak fotoğraflarımız çekilmesin diye bizler kafeste mi yaşayacağız? Sokağa da mı çıkmayalım? Kamuya açık alanda başbakanı çekebilirsiniz, ama iznim olmadan benim fotoğrafımı çekemezsiz. Siz kim oluyorsunuz da fotoğrafımı çekiyorsunuz. Buna hakkınız yok. Yaptığınız hoş bir şey değil. Sizin yaptığımızın tercümesi, ‘Tanınmış kişiler kamuya çıkmasınlar evde kalsınlar. Yoksa biz sizin fotoğraflarınızı çekeriz.’ Ben ki basına çok açık ve rahat bir kişi olarak, fotoğraflarımın çekilmesini istemiyorum. Her şeyin bir yeri ve zamanı var. Dünyanın hiçbir yerinde böyle çekim usulü yok.”
 
Cemil İpekçi, kendisini görüntüleyen gazetecilerin fotoğraflarını da çekti.

‘Beach Club‘a gitsin’
 
İpekçi’yi asıl kızdıran şeyin ‘yardımcım’ diyerek çevresindekilere tanıttığı, yeni erkek arkadaşı ile görüntülenmek olduğu iddia edildi. İpekçi’nin muhabirlere yönelik sert üslubunu ise bazı yerli tatilciler tepki ile karşıladı. Tatilcilerden biri, “Cemil bey halkın içerisinde denize girip güneşleniyorsa, halkın fotoğrafları nasıl çekiliyorsa onun da fotoğrafları çekilir. Yok eğer rahatsız olduysa Bodrum’da 20 den fazla özel beach clup var, gitsin orada güneşlensin” dedi.
 
Tatilcilerin de tepki gören Cemil İpekçi, yanındaki erkek arkadaşlarını uzaklaştırdıktan sonra üzerini giyerek, bir kadın arkadaşıyla plajdan ayrılarak Çarşı Mahallesi’ndeki evine döndü. Daha sonra Kaymakam Abdullah Kalkan ile İlçe Emniyet Müdürü Yılmaz Özden’i arayan İpekçi gazetecilerden şikayetçi oldu. İlçe Emniyet Müdürü Yılmaz Özden, gazetecileri arayarak tartışma ile ilgili bilgi aldı. Özden, gazetecilere kamuya açık alanda normal olarak görevlerini yapabileceklerini çalışmalarını sürdürebileceklerini söyledi.